Aylık Arşivler: Temmuz 2016

Korkunun Yarattığı Etki Tahmin Ettiğimiz Gibi Olmayabilir

Malcolm Gladwell’in Davut ve Golyat kitabında korkununun yarattığı etkiler ile ilgili çarpıcı bir örnek var. İkinci Dünya savaşında Almanların Londra’ya büyük bir hava saldırısı yapacağı kesinleşince Londralıların vereceği tepkiler ile ilgili kuşkusuz çok sayıda olumsuz tahmin ortaya atılıyor. Bu olayın halkta yaratacağı psikolojik hasarın çok büyük olacağı beklentisiyle kent dışına akıl hastaneleri kuruluyor.

Art arda elliyedi gece süren yıkıcı bombardımandan sonra sekiz ay boyunca Alman bombardıman uçakları Londra semalarını inletiyor. Kırkbin kişi ölüyor ve kırkaltı bin kişi yaralanıyor. Ancak İngilizlerin verdiği tepki beklendiği gibi olmuyor. Panik yaşanmıyor, Londra çevresinde inşa edilen akıl hastanelerine kimse gitmediği için ordunun kullanımına veriliyor. Bombardıman başladığında birçok kişi kırsal kesime tahliye ediliyor, ama kentte kalması gerekenler kalıyor. Alman bombardımanı devam ederken İngiliz yetkililer sergilenen cesareti ve umursamazlığa benzeyen şeyi şakınlıkla gözlemliyorlar. Bunu İngilizlerin doğasında olan sükunet ve metanetle açıklamak zor. Çünkü başka ülkelerdeki sivillerinde bir bombardıman karşısında beklenmedik şekilde dayanıklı olduğu ortaya çıkıyor. Savaştan çok sonra Kanadalı psikiyatrist MacCurdy ‘The Structure of Morale’ (Moralin Yapısı ) adlı kitabında bu durumun nedenini açıklıyor. MacCurdy’nin Londra bombardımanı deneyimiyle ilgili yazdıkları ilginç.

Herkes Londralıların 2.dünya savaşı sırasındaki bombalanma deneyiminin  korkunç olacağını varsaymıştı. Onları korkutan, bombardıman başladığında insanların hissedeceklerine ait öngörülerdi. Sonra, Alman bombaları aylar boyunca dolu gibi yağmış ve bombardımandan dehşete kapılacağını düşünülen ve felaketi ucuz atlatan milyonlarca kişi korkularının abartılı olduğunu anlamaya başlamıştı. İyiydiler. Peki sonra ne oldu?

MacCurdy ‘The Structure of Morale’ (Moralin Yapısı ) adlı kitabında bir bomba düştüğünde etkilenen nüfusun üçe ayrılabileceğini savunuyor.

İlk grup; ölenler. Bunlar, bombardıman deneyimini en yıkıcı şekilde deneyimleyen insanlar. Ancak MacCurdy’nin ( belki de biraz duyarsızca ) ifade ettiği gibi  “topluluğun morali hayatta kalanların tepkisine bağlıdır.

İkinci grup; kıl payı kurtulanlar. Patlamayı hissederler, yıkımı görürler, kıyım karşısında dehşete düşerler, belki de yaralanırlar; ama hayatta kalırlar ve çok etkilenirler. Burada  “etkilenmek“ bombalamayla ilişkili korku tepkisinin güçlü bir şekilde hissedilmesi anlamına geliyor. Bu, tanık olunan dehşet karşısında sersemleme halinden gerçek bir şuursuzluğa, ürkekliğe ve endişeye kadar birçok kavramı kapsayan “şok“la sonuçlanabilir.

Üçüncü grup; ucuz atlatanlar. Bunlar siren seslerini dinleyen, tepelerinden uçan savaş uçaklarını gören ve patlayan bombaların sesini duyan insanlardır. Ama bomba yolun sonunu veya yan mahalleyi vurur. Ve onlar için bombalı saldırının sonuçları kıl pay kurtulan grubunkinin tam tersidir.

MacCurdy sonucu şöyle açıklıyor; kıl payı kurtulmak sizi travmatize eder. Ucuz atlatmak ise yenilmez olduğunuzu düşünmenize neden olur.

MacCurdy’nin kıl payı kurtulmak ve ucuz atlatmakla ilgili ileri sürdüğü görüş: cesaretin bir anlamda sonradan elde edinildiği. ‘Hepimiz sadece korkuya duyarlı olmakla kalmayız’ diyor. ‘Ayrıca bu konuda farklı eğilimlerimiz vardır. Korkunun zapt edilmesi neşe ve zihindelik getirir… Bir hava saldırısı sırasında panikleyeceğimizi düşünerek korkmuşsak, ancak saldırı olduğunda sakinliğimizi korumuşsak ve artık güvendeysek, önceki kaygı ile şimdiki rahatlama ve güvende olma duygusu arasındaki tezat, kendine güveni ortaya çıkarır. Şu anda sahip olduğumuz cesaret, zorlu zamanlardan geçtikten ve o zamanların aslında o kadar da zorlu olmadığını keşfettikten sonra kazandığınız bir şeydir.’

Almanlar Londra’yı bombalarken bombardımanın yaratacağı travmanın İngilizlerin cesaretini yok edeceğini düşünüyorlardı. Ancak bunun tam tersi oldu. Saldırıyı ucuz atlatan ve daha önce hiç olmadıkları kadar cesur olan insanlardan oluşan bir kent yarattılar.

Bütün bunlar gelecekte olabilecek herhangi bir durum karşısında neler hissedebileceğimize ait öngörülerin aslında çok güvenilir olmadığını gösteriyor.

 

 Yukarı Kaydır