Aylık Arşivler: Eylül 2016

The Brain Mythology : 5 Myths

cover-mitoloji-700x400 The brain and the mind are among the greatest mysteries in the nature.

Because the brain is so complex, we tend to simplify information about how it works in order to make it more understandable. And in time, by putting these bits of information together we have created many myths about the brain. There are so many brain myths and there are even books written about them.

Over the last decade the more we learn about neuroscience, the more we found out that many things we knew about brain were nothing but myths. 

Let’s look at 5 myths that have been circulating about the brain.

 Myth 1: 10 percent of the brain              

picture1

The claim that we only use 10 percent of our brain is a myth. Very wrong, but still very popular. We have seen this myth retold with much enthusiasm in Luc Besson’s latest film, Lucy and in the 2011 movie Limitless. Brain imaging technologies such as fMRI allow us to see the activity of the living brain.  Brain scans have shown that no matter what we are doing, every area of the brain is always active. Sometimes some areas are more active than others, but there is no part in the brain that does stop to function except in the cases of brain damage. Scientists reveal that even during sleep, all parts of the brain show some level of activity. Only in the case of serious damage, a brain can have a “silent” area. It would be much more accurate to say that we only understand 10 percent of our brain.

 

 

Myth 2:  A person’s personality displays a right-brain or a left-brain dominance

Humans use both hemispheres of the brain for all cognitive functions. The left brain/right brain notion originated from the realization that many people process language more in the left hemisphere and emotional expression more in the right. Human society is built around categories, classifications and generalizations, and there’s something seductively simple about labeling yourself and others as either a logical left-brainer or a free-spirited right brainer. Psychologists also have used the idea to explain distinctions between different personalities.

picture2

Brain-imaging studies show no evidence of the right hemisphere as a locus of creativity. And the brain uses both left and the right side for reading and math. And more recently, brain scan technology has revealed that the two hemispheres are highly complementary.  Nielsen and company analyzed the brains of more than 1,000 people, aged between 7 and 29, for clues of left or right brain dominance.

According to their highly precise measurement, 7,266 regions throughout the brain revealed some lateralization of function, but only locally, not globally. In other words, there were some regions that seemed to be more active in one hemisphere than another, but in none of the cases was there an overall profile of left or right brain activation that dominated the other hemisphere.

Regardless of personality or skill set, you use both the right and left hemispheres of your brain to perform everyday functions. There is no significant basis in neuroscience for the hypothesis that people have hemisphere-dominant cognitive styles. Labeling people as left or right brained is no better than approaching people according to their astrological sign or blood type and personality types which have nothing to do with one hemisphere being more active, stronger, or more connected.

Myth 3: The injured brain cannot heal itself

 picture3

Studies have confirmed that when neurons and synapses are lost due to injury, neighboring neurons can compensate them and maintain the integrity. With neuroplasticity, changes occur in neural pathways and synapses due to behavior, environment and thoughts. Simply put, our brain constantly remodels itself.

Neuroplasticity takes place every day in healthy brains and neuroplasticity gives us the capacity to develop our thoughts, feelings, in any direction we choose.

James Olds, a professor of neuroscience, says that “the adult brain is not just plastic, it is very plastic.”* Our neurons are always breaking old connections and forming new ones and brand-new nerve cells are always being created. A top neurology researcherat Harvard Medical School, Pascual Leone argues that our brains are constantly changing in response to our experiences and our behavior pointing out that neuroplasticity, is one of the most important product of evolution, a trait that enables the nervous system “to escape the restrictions of its own genome and thus adapt to environmental pressures; physiologic changes, and experiences.” *

Myth 4: The brain loses millions of cells a day, and lost brain cells cannot be replaced

We have all grown up being told that once we lose our brain cells, they are gone for good and cannot be replaced. But new research shows that in fact, the total number of nerve cells we possess at age twenty does not significantly change when we reach seventy. The growth of new neurons is called neurogenesis, which is something we didn’t know 20 years ago.

Myth 5: Drinking alcohol will definitely kill brain cells

picture4

Moderate amounts of alcohol do not kill brain cells. Alcohol threatens our brain because of its addictive nature and its ability to alter brain function, as well as its ability to shrink cells. Studies indicate that this damage is mostly reversible. Some studies even show that moderate amounts of alcohol appear to be healthful (Framingham study). For adults, drinking a glass of wine or two every day has cardiovascular protective effects and might protect the brain by reducing the risk of stroke.

 

 

 

 

* The Shallows: How the internet is changing the way we think, read and remember, Nicolas Carr

* An Evaluation of the Left-Brain vs. Right-Brain Hypothesis with Resting State Functional Connectivity Magnetic Resonance imaging  http://journals.plos.org/plosone/article?id=10.1371/journal.pone.0071275

 

 



Botox ve Empati

Botox Empatiyi Azaltıyor mu?

Beynimizdeki nöral yapılar ve ağlar karşımızdaki kişilerin yüz ifadelerine bakarak onların duygularını anlamamıza yardımcı oluyor. Yaşamımızın her anında çevremizdeki insanların yüzlerini bu kadar hızlı ve otomatik bir şekilde nasıl okuduğumuzu daha iyi anlamak için David Eagleman bir grup insanı laboratuvarına davet ediyor. Araştırmada yüz ifadelerindeki küçük değişimleri ölçebilmek amacıyla, biri alına biri de yanağa olmak üzere, katılımcıların yüzlerine iki elektrot yerleştiriliyor ve ardından katılımcılardan farklı yüz fotoğraflarına bakmaları isteniyor.

wttw_1443047087416itf4dspl-_sx326_bo1204203200_

Katılımcılar, gülümseyen veya asık yüzlü bir kişinin fotoğrafına baktıklarında, kendi yüz kaslarının da – çoğunlukla da belli bellirsiz biçimde – hareketlendiğine ait kısa süreli elektriksel etkinlikler ölçümleniyor. Bunun nedeni, aynalama (mirroring) adı verilen bir olgu. Katılımcılar, gördükleri yüz ifadelerini taklit etmek için, otomatik olarak kendi yüz kaslarından da yararlanıyorlar. Kas hareketleri doğrudan seçilmeyecek kadar küçük olsa da, fotoğraftaki gülümsemeyi katılımcı gülümsemesiyle yansıtıyor. Çünkü, insanlar farkında olmadan birbirini taklit ediyorlar.

Bu yansıtma eğiliminin nedeni nedir? Bir amaca hizmet eder mi? Bu soruların yanıtını bulmak için David Eagleman bir grup katılımcıyı daha laboratuvara davet ediyor.  Bu grubun özellikleri de birinci gruptakilere benziyor;  ama tek  bir farkla:  Yeni katılımcılar, gezegendeki en öldürücü toksine maruz bırakılmış. Clostridium botulinum adlı bakteriden elde edilen bu nörotoksinin çok az bir miktarı solunum kaslarını etkileyerek ölüme neden olabiliyor. Botoks aynı zamanda yüzde belirli bölgelerdeki kasların görevini geçici olarak azaltıyor veya durduruyor. Uygulanan bölgedeki kas kasılamayınca üzerindeki ciltte oluşan kırışıklıklar da azalıyor.

botox

Botoks yaptırmış olan katılımcılara faklı yüz ifadelerinin hakim olduğu ve her birine dört sözcüğün eşlik ettiği otuz altı fotoğraf gösteriliyor. Kozmetik etkilerinin yanısıra botoksun daha az bilinen bir yan etkisi de var. Deneyde botoks kullanıcıları aynı fotoğraflara baktıklarında, yüz kasları EMG’de daha az taklit özelliği gösteriyor.  Bu bir süpriz değildi elbette, çünkü kasları bilerek zayıflatılmıtı. Kırışıklıkları önlemek için!  Asıl sürpriz, ilk olarak 2011’ de Davitd Neal ve Tanya Chartrand tarafından bildirilen başka bir şey. Onların da deneylerinde yapmış olduğu gibi, her iki gruba (botokslu ve botokssuz) da belirli yüz ifadelerini yansıtan fotoğraflar gösteriliyor ve dört sözcükten hangisinin yüzdeki duyguyu en iyi ifade ettiğini soruluyor.

Botokslu katılımcılar, fotoğraflardaki duyguları belirlemede diğerlerinden daha başarısız oluyor. Ama neden? Bir varsayıma göre, yüz kaslarından gelmesi gereken geribildirimin eksikliği, başka insanların duygu durumunu okuma becerilerini olumsuz yönde etkilemişti. Botoks kullanıcılarının duygularının anlaşılmasının zor olduğunu bilinen bir durum. Bu noktada asıl sürpriz, aynı donuk kasların, onların başkalarını da anlamasını  zorlaştırması.

Eagleman bu sonucu şu şekilde yorumluyor: ‘’benim yüz kaslarım, ne hissettiğimi yansıtır; sizin nöral mekanizmalarınız ise bu durumdan yararlanır. Ne hissettiğimi anlamaya çalıştığınızda yaptığınız şey, benim yüz ifademi yansıtmaktır. Bunu bilerek yapmazsınız; her şey otomatik ve hızlı biçimde gelişir. Ama yüz ifademi otomatik olarak taklit etmeniz, hissetmekte olabileceğim  şeyler hakkında hızlı bir tahminde bulunmanızı sağlar. Bu süreç beni daha iyi anlamanız ve ne yapabileceğim konusunda daha iyi bir öngörüde bulunabilmeniz için, beyninizin yararlandığı güçlü bir yardımcıdır.’’

İçinde bulunduğumuz dijial bağlantılar çağında, insanlar arasındaki bağlantıları anlamak da her zamankinden daha önemli hale gelmiştir. İnsan beyni, temel olarak etkileşime ayarlıdır ve bizler de tür olarak olağanüstü bir toplumsallık sergilemekteyizdir. Toplumsal  güdülerimiz kimi zaman dış etkilerle yönlendirilebilse de,  bunların insan türünün başarı öyküsünde temel rol üstlendikleri unutulmamalıdır.

Nöronlarımız ve biz gezegendeki diğer tüm insanların nöronlarıyla karşılıklı etkileşim içindeyiz. Eagleman’a göre “Ben”    olarak tanımlayıp diğerlerinden  ayırdığımız şey, aslında büyük bir ağ içinde yer alan daha küçük bir ağdan başka bir şey değil. İnsanlık için parlak bir gelecek istiyorsak, insan beyinlerinin birbiriyle nasıl etkileşim kurduğunu araştırmamız, bu etkileşimden doğan fırsatlar kadar, tehlikeleri de anlamaya çalışmamız gerekiyor. Çünkü beyin devrelerimize kazınmış gerçekten kaçmamız mümkün değil ve birbirimize ihtiyacımız var.

3’ÜN KERAMETİ

3 Kuralı, iş ve sosyal hayatımızın her yönünü kapsar.

 

İnsanın 3 hakkı vardır, iyi şeyler 3 defa olur. Bir, iki ya da beş değil; her zaman 3 şans verilir. Misafirin 3 gün, 3 hafta, 3 ay kalması beklenir. 3 madalya vardır; altın, gümüş, bronz. Yemek masasında 3 parça alet vardır; çatal, bıçak, kaşık.  3 öğün, her öğünde 3 çeşit yemek vardır. Felsefe ve psikolojide 3 sınıflandırma sayısı olarak kullanılır. Zaman, mekan ve nedensellik birliktedir. 3 ikinin neden olduğu karşıtlığın ötesindedir. Geometrik bir şekil oluşturan ilk gerçek sayı üçtür. Bilimde, Newton 3 kanun keşfetmiştir ve bilim insanları atomu yapan 3 elementi buldular.

Üç; maddenin kapsadığı üçlü öğeleri temsil eder. Örneğin 3 boyut ya da ateş, su, hava gibi. Evreni temsil eden üçgen ise en çok kullanılan semboldür. Ünlü filozof Platon’dan beri ideal; 3 ana kavramla yani iyi, doğru ve güzelin bileşkesi olarak ele alınmıştır. Eskimo dilinde üçten çoğu yoktur: Eskimolar için üçten fazlası, dile getirilmeyecek kadar çoktur. En fazla üçe kadar sayıları telaffuz edip daha sonrakileri ‘çok’ diye nitelerler.

Napolyon, hayatta en değerli gördüğü şeyi 3 kez tekrarlar. ‘Para, para, para…’ Shekespeare’in Machbeth’inde 3 cadı vardır. ‘Alaaddin’in Sihirli Lambası’ masalında olduğu gibi her zaman 3 dilek tutulması söylenir. Tarihimizde önemli konular hep 3 ile sınırlanmıştır. Kurtuluş Savaşında dile gelen ‘Vatan-Millet-Sakarya’ söylemi gibi. ‘At-avrat-silah’ üçlemesinin Türk geleneklerinde önemli bir yeri vardır. Sorular ve bilmeceler 3 kez ya da 3 parçalı olarak sorulur.

3  semavi din vardır; Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Yahudilik . Hinduizmde 3 tanri yaratıcı Brahma, yok edici Şiva, ve güç veren Vişnu görülür. Lao Tzu’ya göre ‘Tao Birliği oluşturur, birlik ikiliği, ikilik üçlüğü ve üçlük her şeyi oluşturur.’  Özellikle dinimizde 3 sayısının uğruna ve kutsallığına inanılır. Örneğin; Kur’an-ı Kerim’i 3 kez öperiz. Allahın hakkı üçtür. Hayatımızda iyi şeyler olacaksa, bunun genelde 3 adımda gerçekleşeceğine inanırız. Ayrıca, tespihin boncukları 3 adet 33’lük bölümden oluşur. Mübarek 3 aylar vardır. Hıristiyan inancında ise  ‘Baba, Oğul, Kutsal Ruh’ üçlemesine rastlarız. Bu üçleme Mısır mitolojisinde ise ‘İsis, Osiris, Horus’ şeklindedir.

16. yüzyılın ünlü düşünürü, ‘Sepmaine’ şiirinde ‘3‘ü şu şekilde betimlemiştir: ‘Teklerin en eskisi, Tanrı’ya yakışan sayı. Cennetin en sevgili sayısı ki, merkezindedir. Her iki uçtan da eşit uzaklıktadır. Başı, ortası, sonu olan ilktir…’

İnsanların 3 rakamına olan mistik ilgisi, Yunan mitolojisinde yer alan, üçlemelerde de gözlemlenir. Üçlemeler genelde birbirini tamamlayan, tek başlık altında toplanan 3 karakter olarak karşımıza çıkar.

İntikam tanrıları Erinyeler üç tanedir. Alekto, Tisiphone, Megaira. Kader tanrıçaları Moiraların sayısı üçtür. Pay veren anlamına gelen Moira’lar, insanlara yaşam paylarını verirler; doğum, yaşam ve ölüm. Düzenin sağlayıcısı Hora’ların sayısı da üçtür. Eunomia, Dike, Eirene. Bir diğer üçleme ise, güzellik,neşe ve sevinç kaynağı Kharit’lerdir. Aglaie, Euphrosyne, Thalia. Sanatla ilgili her şeyi esinleyen ve koruyan tanrıçalar, güzellikleri nedeniyle de üç güzeller olarak anılırlar.

moiralar-16-yy-yun-ve-ipek-dokuma-duvar-haldsd-hollanda

Ünlü Rothschild ailesinin arması sıkılmış bir yumruk ve Mayer Rothschild’in beş oğlunu simgeleyen beş oktan oluşur. Ailenin sloganı ise armanın altında latince yer alır ve 3 mesaj vardır. Concordia, Integritas, Industria (Uyum, Dürüstlük, Girişimcilik)

İŞ HAYATINDA 3’LER

Üç, yazılı iletişim ve konuşmada en etkili rakamdır.

Birçok iyi konuşmacı sunumlarının ana hatlarını belirtmek için 3 hikaye kullanır. Konferanslarda anlatılmak istenen konu genellikle 3 ana başlık halinde sunulur. Nedeni; sözlü anlatımlarda dinleyicilerin en çok ‘3’ başlığı en iyi şekilde hatırlayabilmesidir.

Yazılı olan her şey; kompozisyon, öykü, hikaye veya doküman, 3 temel bölümle şekillenir. Giriş, gelişme ve sonuç.

İnsan zihni, kısa süreli ya da işleyen bellekte sadece 3  “parça“ bilgiyi biriktirebilir. Listeye daha fazla madde eklendikçe, ortalama insan daha az şeyi aklında tutmaya başlar. Dört maddeyi hatırlamak üçten daha zordur. Beş madde daha da zordur. Listedeki maddeler  sekize çıktığında ise birçok insanın bütün diziyi hatırlaması küçük bir olasılıktır.

3 Kuralı, ABD başkanı Barack Obama’nın seçilmesine yardım etmiştir: ‘Evet, biz yapabiliriz.’

Ürününüzle ilgili bir tanıtım yapmak istiyorsanız akılda kalması için 3 temel özelliğinden bahsetmeniz önerilir.

PAZARLAMADA 3’LER

Dünyanın en ünlü markalarından bazıları, ING, UPS, IBM, SAP, CNN ve BBC’dir. 3 her yerdedir.

Heinz / Beanz Meanz Heinz  

1967’de üretilen ve 30 yıl kullanılan bu slogan, birçok otoriteye göre Dünya’da en çok tekrarlanan ve akılda kalan slogan olma özelliği taşımaktadır ve özellikle İngiltere’de bir efsane olarak nitelendirilir. 60’larda iletişim tek kanallı olduğundan insanların bilinçaltına adeta kazınmış bir slogan olarak kabul edilir.

maxresdefault

Mercedes

Mercedes’in, üç ayaklı yıldız figürü, markanın kara, hava ve sudaki gücünü tanımlamaktadır. Mercedes amblemi, dünyada en çok tanınan marka olmanın yanı sıra en çok çalınan figür olarak da ilk sırayı alıyor.

mercedes-logo

 

Mitsubishi

Üç kanatlı baklava şeklindeki amblemde, sorumluluk bilinci, centilmenlik, cemiyetler arası uyum simgeleniyor.

mitsubishi

 

3 kuralının uygulandığı başarılı kampanyaları saymakla bitmez; You can on (Canon),  Dök dök ye (Tat ketçup), Just do it (Nike), Akar, akar, akar (Billur Tuz)…

3 parça bilginin insan zihni için daha kolay akılda tutulabilir nitelikte olmasından yola çıkarak günümüzde pazarlamada, yazılı ve sözlü iletişimde bu kural sıklıkla uygulanıyor. Tarihte ve toplumsal yaşamda ne kadar çok alanda yer aldığını görmek ise oldukça şaşırtıcı. İş hayatında, sunumlarınızda, etkili mesajlar oluşturmak istediğiniz her durumda bu kuralı uyguladığınızda ve bir alışkanlık haline getirdiğinizde ise size başarı sağlayacak sonuçlarını hızla gözlemliyorsunuz.

3 güzel sözle noktayı koyalım.

  • En etkili konuşma, en kısa olanıdır
  • Kısaca ifade edebilmek, yeteneğin kardeşidir
  • Sözün en güzeli, söyleyenin doğru olarak söylediği, işitenin yararlandığı sözdür
  • ref; Sayıların Gizemi, Annemarie Schimmel, Talk Like TED, Carmine Gallo

 

 

 Yukarı Kaydır