“Herkes öfkelenirBu çok kolay. Ama doğru şeye, doğru oranda, doğru zamanda, doğru amaçla ve doğru şekilde öfkelenmek zordur.”
Aristoteles

Duygusal Zeka (Emotional Intelligence-EQ veya Emotional Quotient- EI) ilk olarak Peter Salavoy ve John Mayer adlı araştırmacılar tarafından tanımlanmış ve 1995’te Daniel Goleman’ın aynı adı taşıyan kitabı ile popüler olmuştur.  Duygusal zeka kendimizin ve diğer insanların duygularını farkedebilme, anlayabilme ve yönetebilme yeteneği olarak tanımlanmaktadır.

Duygular insanlığın evrim sürecinde bize yol gösterici olmuştur. Ancak uygarlığın gelişmesi ile yaşanan değişimler çok hızlı gerçekleşmiş ve evrimin yavaş ilerleyişi bu hızı yakalamakta zorlanmıştır. Aşırı duygusallık ve duygusal tepkiler ile ortaya çıkan davranış kalıpları sosyal yaşamda sorun oluşturmaya başlayınca bazı kurallar ve sosyal kısıtlamalar devreye girmiştir. Ancak tüm sosyal kısıtlamalara karşı duygularımız ve en derindeki içgüdülerimizin mantığımızı her zaman baskıladığını biliyoruz. Nörobilim alanındaki son çalışmalar, “mantıklı” kararlar aldığımıza inandığımız durumlarda bile, aslında bilinçaltının etkisinde olduğumuzu ve duygularımızla karar verdiğimizi gösteriyor. Beynimizin mantıksal işlevlerden sorumlu bölümü olan korteks, kararlar duygusal beyin tarafından verildikten çok sonra devreye giriyor.

Antonio Damasio, ‘Descartes’ın Yanılgısı (özgün adıyla Descartes’ Error) adlı kitabında “Biz hisseden düşünme makinaları değil, düşünen hissetme makinalarıyız’’ diyor.

Duyguların rasyonel zihinden nasıl bu kadar daha güçlü olduğunu ve duygu ile aklın neden sık sık çatıştığını daha iyi anlayabilmek için beyin gelişimine bakmamız gerekiyor. Milyonlarca yıllık evrim süresince beyin aşağıdan yukarıya doğru gelişmiştir. Beynin en ilkel kısmı omuriliğin üstünü çevreleyen beyin sapıdır. Bu beyin bölgesi nefes almak, metabolik işleyişini düzenlemek, otomatik tepki ve hareketleri kontrol etmek gibi temel hayati işlevleri düzenler. Eski beynin geçmişi 450 milyon yıl öncesine  dayanır, hayatta kalmamız ve soyumuzu devam ettirmemiz ile ilgili içgüdüsel kararlarda önemli bir yer tutar. Bu bölgeden daha sonra duygusal beyin (limbik sistem) gelişmiştir. İlk memelilerin ortaya çıkışıyla birlikte duygusal beynin temel katmanları oluşmuş ve evrimsel süreç içerisinde memelilerin beyni büyük bir hızla gelişerek duygu alanlarından düşünen beyin, yani  “korteks” evrilmiştir. Daha sonra ince iki tabakadan oluşan ve planlama, hissedileni anlama, hareketleri koordine etme gibi işlevleri olan korteksin üzerine yeni beyin hücreleri eklenerek neokorteks ortaya çıkmıştır. Eski beynin iki katmanlı korteksiyle karşılaştırıldığında diğer memeli türlerinden çok daha büyük olan Homo sapiens neokorteksi insanoğluna entelektüel bir üstünlük sağlamıştır. Neokorteks duyular aracılığıyla algılananları bir araya getirip anlaşılır kılar, hissettiklerimize düşünceyi katar,  rasyonel verileri işler ve entelektüel süreçlerden sorumludur. Sanat, bilim, teknoloji neokorteksin eseridir ve neokorteks insana özgü tüm özellikleri barındırır.

Düşünen beynin duygu merkezlerinden gelişmiş olması, iki beyin bölgesi arasındaki ilişkiyi net bir şekilde ortaya koymaktadır; insan evriminde duygusal beyin akılcı beyinden çok daha önce ortaya çıkmıştır.

Duygular beynimizde elektrokimyasal tepkiler oluşturur, güçlü duygularla deneyimlediğimiz olayları çok net bir şekilde hatırlarız. Öfkelendiğimizde, aşık olduğumuzda ya da üzüldüğümüzde duygusal beyin deverededir. Çevreden gelen uyarılara bağlı olarak otomatik tepkilerle bize yol gösterir.  Örneğin bir yiyecek hastalanmamıza yol açıyorsa ileride ondan kaçınmamıza neden olur. İnsan evrimi boyunca neokorteks kütlesinin artmasıyla beraber beyin devreleri arasındaki bağlantıların sayısının da fazlalaştığını görüyoruz. Bu artış geniş bir yelpazede çok farklı tepkiler vermemize olanak sağlamıştır.  Korteks  limbik sistemden geliştiği veya onun uzantısı olduğu için, sinir sisteminin işleyişinde  duygusal beynin önemli büyüktür ve duygusal merkezler neokorteksin her alanıyla bağlantılıdır. Bu durum duygusal merkezlerin, düşünce merkezleri de dahil olmak üzere beyin diğer kısımlarının işleyişini etkilemesine neden olur. Özellikle duygusal olarak acil karar vermemiz gereken durumlarda limbik sistem devreye girer. Evrimsel olarak tehlikeler karşısında hızla cevap vermemizi sağlayan hızlı tepkilerimiz hayatta kalmamız için çok önemlidir. Çünkü tehlikeye tepki gösterme süresini birkaç kritik milisaniyeye indirmiştir. Ancak bu mekanizma günümüzde de beynimizde önemli bir yer tutmakta ve duygulara çok hızlı tepki vermemize neden olmaktadır.  Doğada yaşayan bir hayvan düşman belirtisi olabilecek en küçük bir işareti aldığında kaçar ve yenilebilir olarak kabul ettiği her şeyin üzerine atlayabilir. Ancak bu çağda ani duygusal tepkiler ilişkilerimizin olumsuz şekilde sonuçlanmasına yol açabilir. Çünkü yanlış bir şeyin veya insanın üzerine atlayabilir veya ondan kaçabiliriz. LeDoux’un “biliş öncesi duygu” adını verdiği bu tip duygusal hataların temelinde, duygunun düşünceden önce gelmesi yatar.

Duygusal anılar için özel bir sistem olması evrim açısından son derece anlamlıdır, Tehdit edici ya da hoşumuza giden olaylar hakkında canlı anılara sahip olmamıza yol açar.  Ancak duygusal anılar bazı durumlarda şimdiki zamanı yanlış yönlendirebilir. Duygusal bellek, deneyimleri analiz eder ve şimdi olanı geçmiştekilerle karşılaştırır. Karşılaştırma yönetimi ise bağlantı kurmaktır: Şimdiki durumun belirli bir kısmı geçmiştekine benziyorsa, buna “aynısı” diyebilir; işte bu yüzden bu devre oldukça dikkatsizdir: Bir şey tam olarak kesinleşmeden harekete geçebilir. Yeni ortaya çıkan durumla, geçmişte gerçekleşmiş ve bizi çok etkileyen bir bir olay arasında bağlantı kurarak bu olaydan öğrenilmiş düşünceler ve duygularla tepki  vermemize neden olur. Bazı durumlarda kriz tepkisini başlatacak güçteki duygu yüklü anılar geçersiz tepkileri de beraberinde getirebilir. Evrimimizin ilk yıllarında geliştirdiğimiz mekanizmalar uzak geçmişimizde belki çok anlamlıydılar. Ancak teknolojik gelişmelerin hızı ile insan evrimi arasındaki uyumsuzluk göz önüne alındığında bir zamanlar bize yardım eden içgüdüler ve yetenekler bugün bizim için zararlı olabilir.

Diğer taraftan türümüz var oluşunu büyük ölçüde duyguların insan ilişkilerindeki gücüne borçludur. Sosyologlar evrimin insan davranışlarında duyguya neden temel bir rol verdiğini tartışırken kritik anlarda duygunun akla üstünlüğüne dikkat çekmektedir. Duygularımız tehlike, acı bir kayıp, zorluklara karşı bir hedefe doğru ilerleme, eşine bağlanma ve bir aile kurma gibi yalnızca akıl ile yön verilemeyecek durum ve görevlerde yol gösterici olabilir. Her duygu bizi bir şekilde hareket etmeye hazırlar,  hayatımızda ortaya çıkan güçlüklerle başedebilmemizi sağlar. Bizi eyleme geçiren biyolojik eğilimler ise deneyimlerimiz ve kültür tarafından şekillendirilir.

En yoğun duygularımız ise irade dışı tepkilerimizdir. Ne zaman ortaya çıkacağını tahmin edemeyiz. Sahip olduğumuz duyguları seçemeyiz. Ancak anlık tepkilerin, duyguların bizi tamamen ele geçirmesini engelleyebiliriz. Belki de bizi atalarımızdan ayıran en önemli özelliğimiz kendimizi daha doğru anlık hükümler vermek üzere eğitebilecek güçte olmamızdır.

Son yıllarda gerçekleştirilen birçok bilimsel araştırma kendi duygularını tanıyan ve kontrol edebilen, başkalarının duygularını anlayarak onlarla etkili bir şekilde başa çıkabilen kişilerin yaşamlarını daha verimli ve tatmin edici bir şekilde sürdürdüğünü gösteriyor. Duygularını tanıyan ve kontrol edebilen insanlar mutlu olmaya daha eğilimliler ve duygusal açıdan daha dengeliler. Duygusal hayatını kontrol altına alamayan kişiler ise bir şekilde kendi yeteneklerini sosyal alanda ve iş hayatında ortaya koyamıyor ve başarılarını engelleyecek davranışlar gösterebiliyorlar.

Uzun yıllardır inandığımız akıl ile duygular arasındaki çelişki kavramı artık değişti. Duyguların önemini biliyoruz ve duyguların yerine aklı koymaya değil, ikisi arasındaki akıllı dengeyi bulmaya çalışıyoruz. Eski paradigma, duyguların çekiminden bağımsız bir akıl idealini içeriyordu. Yeni paradigma ise bizi rasyonel beyin bölgesi ile duygulardan sorumlu beyin bölgesinin uyumunu anlamaya ve duyguları zekice kullanmayı öğrenmeye yönlendiriyor.

 

Basında

Bu yazı Herkese Bilim Teknoloji Dergisi – 30 Haziran 2017 sayısı’nda da yayınlanmıştır.